Eskişehirli olmaktan gurur duymamı sağlayan adam; Yılmaz
Büyükerşen. Cemalettin Taşçı ile bir söyleşi yapmış. Şimdi hayalimde
canlandırmakta zorlandığım, Eskişehir’in eski halini de anlatmış.
Biyogrofileri her zaman çok sevmişimdir. Ortaokul
zamanlarında okuduğum bir kitapta (Nazlı Eray olması büyük olasılık. Belki de
Buket Uzuner?!) “Hayat Hırsızı” diye bir şey anlatılıyordu. Kadın bir gün evine
geliyor akşam. Bir bakıyor bir adam, salonunda halıya oturmuş, kadının müzik
koleksiyonunu inceliyor. Meğer adam evlere gizlice girip, o evde yaşayan
insanları incelemeyi seviyormuş. Ne tür kitaplar okuyorlar, en çok hangi
sanatçıyı seviyorlar, evin dekorasyonu nasıl, dağınıklar mı vb vb… Ne yalan söyleyeyim
benim çok hoşuma gitmişti çünkü ben de perdesini açık gördüm mü kesinlikle evin
içine bakarım :S
Lütfen beni yadırgamayın. “Başka hayatlar” çok ilgimi
çekiyor. Onların beyni, ruhu değil ama evlerinin ruhu çok çekici geliyor bana. Görünen
avizeden nasıl bir tarzı olduğunu çıkarmaya çalışırım, balkona astığı nevresim
takımının desenleri bana onların zevkini yansıtır. Amacım özel hayatlarına saygısızlık değil asla
ama merak ediyorum işte. Hiç tanımadığım biri gelse, bana saatlerce yaşadığı
evi anlatsa, gezdirse, kendinden bahsetse, zerre sıkılmam.




