PETER JACKSON - HOBBIT BEKLENMEYEN YOLCULUK


Filmin Künyesi

Orijinal Adı: An Unexpected Journey
Yapım Yılı : 2012
IMDB Puanı: 8.3/10 
Yapım: 2012 - ABD,  YeniZelanda, 
Tür: 3 Boyutlu,  Aksiyon,  Fantastik,  Macera, 
Süre:169 dakika
Yönetmen: Peter Jackson
Oyuncular: Martin Freeman, Elijah Wood, Cate Blanchett, Hugo Weaving, Ian McKellen
Senaryo: Peter Jackson,  Guillermo del Toro, Fran Walsh, Philippa Boyens
Yapımcı: Peter Jackson, Fran Walsh, Philippa Boyens, Ken Kamins  Mark Ordesky, Carolynne Cunningham, Zane Weiner, Callum Greene,


İnanmazsınız 21 Aralık'ta biz sinemaya gittik kocamlan (:

Gülbilge'yi Hacer Abla'ya bıraktık ve 18.00 matinesine film seyretmeye gittik! 2012 senesinin ilk ve son sinema filmiydi benim için. 2012'nin ilk çeyreği hamileliğimin son trimester dönemine denk geldiği için bambaşka uğraşlarım vardı. Nisan'da Gülbilge'nin doğumuyla zaten her şeyi pause ettim. Nihayet kıyametin kopacağı gün, kopmayınca sinemaya gidiverdik!

J.R.R. Tolkien hayranlığım üniversiteye dayanıyor. Yüzüklerin Efendisi serisini bir solukta okumuştum. Serinin filminin geldiğini duyunca bilet satışları başlar başlamaz, upuzuuun bir kuyruğa girip biletlerin tükenmemesi için dua ederek sıra beklemiştim.

Hobbit, Yüzüklerin Efendisi serisinden tanıdığımız Frodo'nun amcası Bilbo Baggins'in macerasını anlatıyor. 

CANAN TAN - İZ

Canan Tan'ın okuduğum ilk kitabı.



Tuhaf bir örgü var kitapta. İyi ya da kötü olarak ayıramıyorum. "İyi" deseeem, değil, "Kötü" deseeem o da değil. 

Verda isminde bir avukatın, yine avukat olan babasının intiharı ile başlıyor kitap. Yıllarca görüşmediği babasının intiharının ardındaki sırrı öğrenmeye çalışıyor. 

Elbette annesi ve babası, kendisi ve babası, kendisi ve annesi, kendisi ve kocası arasında geçen ilişkiler de konu ediliyor. Ama anlayamadığım bir şey var; "Bu kitabın teması ne?"

Sizleri bilemem ama bence her kitabın bir tek odağı olmalı. Odaktan kastım karakterler değil. Konu... Yani bu kitap bir macera kitabı olamaz (İntiharın ardında yatan sırrı öğrenmek için maceraya atılıyor), bu kitap bir aile kitabı da olamaz (boşanmayı, aile içi anlaşmazlıkları vb anlatıyor), bu kitap bir gezi kitabı da değil (ama üst üste bir sürü bölüm Karadeniz'i ve ardından Akyaka'yı anlatıyor). 

Bi dakka... Ne bu yahu? Ne okudum ki ben şimdi?! :P

İlk bölümlerde Verda'nın anne babasının boşanma evrelerini okudum. Kendime yakın hissedip, beynimle altını çizdiğim cümleler oldu. Sonra benden bambaşka yönlere çevrildi konu, o ayrı...

Derler ya: "Herkesin kendinden bir şeyler bulacağı bir kitap". Öyle işte. O kadar dağılmış ki, mümkün değil okuyucunun kendinden bir şey bulmaması. Ya İzmir'e gitmiştir, ya Ankara'ya. Belki bir Karadeniz turu yapmıştır. Belki kocası ondan oldukça yaşlıdır, belki o kocasından büyüktür, deli dolu gençlik aşkı yaşamıştır falan falan. Vardır mutlaka bir şey.

Her şeye rağmen (Gülbilge'ye, ev işleri...) üçüncü günün akşamında bittiyse bu kitap Canan Tan'ın dili oldukça akıcı olmalı. Bence ben ona bir şans daha vermeli ve adı hoşuma gitti diye "Issız Erkekler Korosunu" okumalıyım.

Ha bi de... Evet! Bu kitapta da gayrı meşru bir çocuk var! (Kanıksamamak için kendimi çok zorluyorum artık)




İHSAN OKTAY ANAR - SUSKUNLAR


“Başlangıçta sükût var idi. Ve her yer karanlık idi. Ve Yaradan Yegâh makamında terennüm eyledi. Ve bu ışıltılı nağme ile etraf nûr oldu. Ve nağme boşlukta yankılanıp geri döndü. Ve Yaradan, bu Yegâh nağmenin güzel olduğunu gördü. Ve akşam oldu ve sabah oldu, birinci gün.

Ve Yaradan Dügâh makamında terennüm etti. Ve suların ortasında bir azîm kubbe peydâ oldu. Ve kubbe tâ arşa kadar yükseldi. Ve nağme, işte bu kubbede yankılanıp geri döndü. Ve Yaradan bu Dügâh nağmenin güzel olduğunu gördü. Ve akşam oldu ve sabah oldu, ikinci gün.

Ve Yaradan Segâh makamında terennüm etti. Nağme çöllerde ve enginlerde yankılanıp geri döndü. Ve yaradan bu Segâh nağmenin güzel olduğunu gördü. Ve terennüme devam etti. Nağme ile mest olan toprak, ot ve tohum veren sebze ve meyve veren ağaçlar hâsıl etti. Ve akşam oldu ve sabah oldu, üçüncü gün.

Ve Yaradan Çârgâh makamında terennüm etti. Ve bu nağme, vecde gelip ışıl ışıl ışıldayan yıldızların ve kendisiyle, yaradan’ın hem Gündüz’e hâkim olduğu Güneş ve hem de geceye hâkim olduğu Kamer’in bulunduğu göklerde yankılanıp geri döndü. Ve Yaradan bu Çârgâh nağmenin güzel olduğunu gördü. Ve akşam oldu ve sabah oldu, dördüncü gün.

Ve Yaradan Pençgâh makamında terennüm etti. Ve bu nağme, envaî çeşit deniz canavarlarıyla ve türlü türlü canlı mahlûkatla kaynayan deniz dibinde ve çeşit çeşit kanatlı kuşla dolu semâda yankılanıp geri döndü. Ve Yaradan bu Pençgâh nağmenin güzel olduğunu gördü. Ve akşam oldu ve sabah oldu, beşinci gün.

Ve Yaradan Şeşgâh makamında terennüm etti ve gelecek olan yankıya kulak kabarttı. Ancak bu kez, nağme yankılanmadı. Bununla birlikte Yaradan baktı ki, uzaklarda bir yerden aynı makamda bir âvâz gelir, hemen tanıdı: Cins cins canlı mahlûkatın ve yürüyenlerin ve sürünenlerin ve denizdeki balıkların, gökteki kuşların ve her şeyin hâkimi ilân edip mübârek kıldığı İnsan’ın sesiydi bu. Yaradan bu sesin pek o kadar çirkin olmadığını gördü. Ve akşam oldu ve sabah oldu, altıncı gün.

Ve Yaradan Heftgâh makamında es eyleyip sustu. Çünkü sesini Yer ile Gök arasındakilere işte böyle duyurmuştu. Ve Yaradan, yedinci günü mübârek kılıp takdîs eyledi ve dinlendi.”
  

Filmimi



Semmma'da okuduğum andan beri yazmayı çok istemiştim. Ancak bugüne nasip oldu. Buyrun burdan okuyun. Üstünüze alının. Mimlendiniz efeeem! Evet, evet sen okumuyor musun bunu? Hee... Mimlendin işte!


Ben bu dünyanın bana empoze etmeye çalıştığı tüm gerçekliği reddediyorum. “Yip yip” dediğimde hareket edecek, yeri geldiğinde uçacak, yeri geldiğinde yüzecek bir Appa’m olmalı. Üst raflara uzanmak için sandalyeye ihtiyaç duymadan kolumu şöyle bir uzatıp limon sıkacağına erişebilmeliyim. Burnumu sağa sola oynatıp istediğimi yapabilmeli, işaret parmaklarımı birleştirip zamanı dondurabilmeliyim. Yeşil dev en iyi arkadaşım, tek gözlü canavar iş arkadaşım olmalı. Evime balonlar bağlayıp bulutlarda tatil yapmaya gidebilmeliyim.






Zeynep bunları istiyor ise ve yalnız öyle ise ó



İHSAN OKTAY ANAR - KİTAB-ÜL HİYEL


Kitap üç bölümden oluşuyor (şu anda eski Türkçe kelimeler kullanmamak için azami(!?) çaba sarfediyorumà İhsan Oktay Anar okuru anlar ne demek istediğimi).
Yafes Çelebi – ki “Çelebi” ünvanını bir şekilde zorlamayla kendi alıyor – ile başlıyor hikaye. Bu zat tam bir hiyelkar; yani mekanik ustası. Kafasında bir sürü icat yapıyor. Debbabe, düşahi, zülkarneyn ve palanketesi, kallab. Son olarak da Tahtelbahir. Kitapta tüm bunların çizimleri var.
Bu Debbabe
Yafes Çelebi’nin bu icatlarını hayata geçirebilmesi için elbette paraya ihtiyacı var. Önce zavallı bir aşık olan Zencefil Çelebi’yi kandırıyor. Daha sonra hırsızlıklarıyla bilinen saksağanları kullanıyor (önce-sonra karışmış olabilir…).