Benimle Turkche Konuşma!!!

Yeni nesile vermek üzere sesli harf aranıyor! Kullanmadığınız, kıyıda köşede kalmış a,e,ı,i,o,ö,u,ü harflerini ve henüz dejenere olmamış v(w),ş($) harflerini bu etkinlikte topluyor sahiplerine teslim ediyoruz. Yeni neslin elindeki bir takım fazlalıkları da vakumlu torbalara yerleştirip bazalara tıkıyoruz; ch (ç), sh(ş) gibi.

La Fontaine

Bugün (8 Temmuz 2011) La Fontaine (La Fonten olarak okunuyor la) ’nin doğum günü. Kendisi yaşasaydı şu anda 390 yaşında olacaktı. Neyse ki yaşamıyor, muhtemelen korkunç görünüyor olurdu. Zaten gayet de normal denebilecek bir yaşta 74’ünde ölmüş.

Asil olmayan ancak oldukça zengin bir ailenin çocuğuymuş. Şampanya’da doğmuş. Asırlar sonra akredite diye bir şey çıkacak ve sadece bu kasabada yetişen üzümlerden yapılan patlayan şaraplara Şampanya denebilecek (diğerleri köpüklü şarap olarak geçecek), buradaki asmaların tohumları, sulaması, toprağı, gübresi hep bir takım kurallara bağlanacak ve dünyaca meşhur olacak. Ama konumuz bu değil.

Ames Odası

Ames Odası; adını, mucidi Adelbert Ames, Jr.’dan almış, göz yanılması yaratmak için kullanılan, ve deyim yerindeyse deforme edilmiş bir odadır.

Uzman bir göz doktoru olan Ames’in,  Hermann Helmholtz’un yazılarından esinlendiği söyleniyor. 1934’te icat edilmiş ve sonraki yıllarda geliştirilmiştir.

Önden bakıldığında taban, tavan ve duvarlardan oluşan, sıradan kübik bir oda gibi inşa edilmiştir. Odanın bir arka duvarı, birbirine paralel iki yan duvarı vardır. Tüm duvarlar taban ve tavana diktir.

Darwin Ödülleri

Her yıl en garip, şaşırtıcı ve saf eylemlere imza atanlara verilen sıra dışı bir ödül. Charles Darwin’e gönderme yapılmasının nedeni konunun doğal seleksiyona dayanması. Ödül her yıl; gerçekleştirdikleri saf eylemler sonucunda hayatını kaybedenlere, ödülü verenlerin tanımıyla "gen havuzunu kendilerinden temizledikleri için" veriliyor. Yılda bir verilen ödül, http://www.darwinawards.com/‘da aday gösterilen kişiler arasında yapılan oylama ile belirleniyor.

Mırra

İlk kez Ankara’da annemle gittiğimiz bir kebapçıda rastlamıştım mırraya. Bize mırrayı ikram eden garsona fincanı geri verdim, bir daha doldurdu. Tam masaya koyacaktım “Amman ablacım bırakılmaz öyle” dedi. Meğer fincanı, mırrayı ikram edene geri vermek yerine masaya koyarsan bu hakaret sayılırmış ve eğer ikram eden bekarsa evlendirirmişsin, evliyse fincanı aldığınca altınla doldururmuşsun. Çok pis bi kısır döngüydü; masaya koyamıyordum, adama geri verdikçe, adam doldurup veriyordu. Artık nasıl acınası baktıysam, usulünü söyledi sağolasıca. Meğer fincanı parmaklarınla kapatıp geri verecekmişsin,bu daha fazla içmek istemediğin anlamına gelirmiş.